YENİ ANAYASA HIZIRLAMAK, ANAYASA İHLALİDİR
Bu günlerde hangi televizyon kanalını veya hangi gazeteyi açarsanız açın mutlak surette “SİVİL ANAYASA” tartışmalarıyla karşılaşırsınız.
Gerek yönetici kadrolarda bulunanlar ve gerekse okuyup yazanlar sanki ülke insanını bir şeyle meşgul etmeyi kendilerine görev saymışçasına ne yapıp yapıp bir tartışma konusu ortaya atıyorlar. Ondan sonra da milletçe bu konuyu tartışmaya başlıyoruz.
Her tartışmada en az iki taraf olacağı düşünülürse ve bu tartışmalarda bir tarafın diğer tarağı tamamen ikna edemeyeceği dikkate alınırsa bu tartışmalar belli bir bölünmenin başlangıcı sayılabilir.
Bu noktadan hareketle toplumda önce birbirine karşı zıt kutuplar oluşması için gayret gösterip sonra birlik ve beraberliği sağlamaya çalışmak ne derece akıl karıdır bilinmez.
Şimdi gelelim şu “Sivil Anayasa” meselesine;
Ülkemizde yürürlükte bulunan anayasa 12 Eylül sonrası hazırlanmış 7 Kasım 1982 tarihinde halk oyuna sunulmuş % 91,4 halk çoğunluğuyla kabul edilmiş ve daha sonra 14 kez üzerinde değişiklik yapılmış bir anayasadır.
Askerlerce yapılmış veya yaptırılmış bile olsa 14 kez değişikliğe uğramış bir anayasanın değiştirilme gerekçesi askeri yönetimlerce yapılmış veya yaptırılmış olması olmamalıdır. Böyle bir gerekçe 14 kez değişiklik yaptığı halde hala askeri yönetimlerin etkisinin silinemediği anlama gelir ki bu da bu değişiklikleri yapan kuruma hakarettir.
Bütün bunların ötesinde öncelikle şu an 1982 anayasası yürürlükteyken bu anayasa ya rağmen yeni bir anayasa hazırlanmasının mümkün olup olmadığı tartışılmalıdır. (ki bu konuda çok geç kalınmıştır.)
1982 anayasası yürürlükteyken bana göre tamamen yeni bir anayasa yapmak mümkün değildir. Yapmaya kalkanlar veya yapanlar anayasanın 1, 2, 3, 4. maddelerini canları istediği şekilde düzenleyebilecekleri için anayasayı ihlal etmiş sayılırlar.
Çünkü anayasanın 4. maddesi :
“IV. Değiştirilemeyecek hükümler
MADDE 4. – Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.”
Demektedir.
Görüleceği üzere anayasanın 4. maddesi yürürlükte olduğu sürece yeni anayasa hazırlıkları anayasayı ihlal etmek demektir.
BAZI SEÇİLMİŞLERİN ÜSTÜNLÜK KOMPLEKSİ
Daha sonra olaya tanık olanlardan öğrendiğime göre “Edip Uğur’un kız kardeşi aracını jandarma noktasının önünde resmi araçlar için ayrılmış toplam 3 aracın zor park edebildiği park alanına bırakmak ister. Nöbetçi asker izin vermez. Bu kız kardeş ertesi günü milletvekili ağabeyini alıp, gelip araçlarını aynı yere tekrar park etmek isterler. Nöbetçi asker yine izin vermek istemez. Bu defa Milletvekili Edip Uğur “Sen benim kim olduğumu biliyor musunla başlayıp, …… çocuğuna kadar giden hakaret ve tehdit dolu söz sarf eder, askerleri hakir görücü, aşağılayan davranışlar içersine girer, olaya tanık olanların askere böyle davranamayacağını söylemesi üzerine bu defa orada bulunanlara “Biz 22 temmuzda sizin dersinizi verdik! vs” şeklinde cevap verir.
Olayın olduğu akşam (dün akşam) Altınoluk’ta bütün kahvelerde ve çay bahçelerinde konuşulan tek olay buydu, diyebilirim.
Ertesi günü (Yani bu gün) kalkar kalkmaz, ilk işim, bu olay gazetelere aksetmiş mi diye bakmak oldu. Olay bütün gazetelerde ve internet sitelerinde yukarıda izah etmeye çalıştığım şekliyle yer almıştı.
Tabi yerel basın için de kaçırılmayacak bir fırsattı.
Benim bu olayı buraya taşımamdaki amaç bu olaydan okuyucularımı haberdar etmek değil, okuyucularımın dikkatini tehlike olarak gördüğüm bir iki noktaya çekmektir.
Bunlardan biri, bazı dostlarımın zaman zaman AKP zihniyeti diye tanımlamaya çalıştıkları “seçilmişlerin, seçilebilmek için -yardım severlikten, mağduriyete kadar- her kılığa bürünebildikleri, seçildikten sonra kendilerinin ve aile efratlarının (Dokunulmazlık zırhının da verdiği güçle ) halkın çok çok üstünde oldukları inancına kapılmaları”dır.
Düşünebiliyor musunuz? Yaz nüfusu yüz elli binden fazla olan bir beldenin tam göbeğinde bulunan ve resmi araçlar için ayrılmış yere, Sayın vekilin kız kardeşinin aracının alınmaması ülke meselesi haline geliyor. Sanıyorum başbakanın oğlunun gemi aldığı ülkede, milletvekili kız kardeşi, aracını istediği yere çekebilmeyi kendisinde bir hak görüyor. O an, o beldede bulunan ve araçlarını rast gele yerlere çekmek zorunda kalan halktan kendisini üstün görüyor. Halk -değeri ne olursa olsun-aracını rast gele bir yere çekmeli ama, seçilmiş olan birinin kız kardeşi aracını kendi istediği yere çekebilmelidir. Bu onun hakkıdır. Onun bu hakkı yasa ve kolluk kuvvetleri kanalıyla engellenmemelidir.
Bir başka tehlike ise seçim sonuçları belli olduğunda Sayın Başbakan’ın “Bize oy vereni de , oy vermeyeni de kucaklayacağız!” demesine rağmen AKP’nin halen seçim sarhoşluğunu üzerinden atamamış olmasıdır.
Bunun en belirgin emaresi -tek tük de olsa- bazı AKP’liler 22 Temmuz’da birilerine ders(!) verdiklerinden dem vurmaktadırlar. Oysa 22 Temmuzda kimse kimseye ders vermemiş, Türk Milleti AKP’ye %46.6 oranında oy vermiştir.
Bu ülkede millete rağmen hiçbir şey yapılamayacağını başta AKP’liler olmak üzere herkes bilmeli ve kabul etmelidir.
SEÇİM SONUÇLARI VE ALAÇAM
Milletvekili
seçimleri bütün ülkede olduğu gibi
Alaçam’da da AKP’nin kesin zaferiyle sonuçlanmıştır.
Seçim
öncesi bu sitede “MiLLETVEKİLİ SEÇİMLERİ VE ALAÇAM” başlıklı yazım sonunda
“İşte bu şartlar altında Alaçam’a gelecek –gelmiş- olan AKP milletvekili
adaylarının Alaçamlılardan hangi yüzle oy isteyeceklerini çok merak ediyorum.
Ne acıdır ki bu iktidarın dört buçuk yıl boyunca Alaçam’a hiçbir
faydası olmamıştır. Alaçam ve Alaçamlılar bunu unutmayacaktır.” Dediğimi
biliyorum. Ancak bu seçim sonuçları
karşısında ne diyeceğimi gerçekten bilmiyorum. Ama bir şeyi çok iyi biliyorum.
Alaçam ve Alaçamlılar için gelecek –en kötü ihtimal- beş yıl, geçen beş yıldan
iyi olmayacaktır.
Çünkü
Alaçam belirgin bir sanayi veya tarım ürünü –dolayısıyla halkın geçim kaynağı-
olmayan küçük bir ilçedir. Buna rağmen Toplu’dan Yenice’ye, Taşkelik’ten
Etyemez’e, Killik’ten Yukarı Koçluya, Ortaköy’den Şirinköy’e kadar olan bütün
köylerimizde yaşayanlar, çocuğunun kalem parasından, ayakkabısına, yiyeceğinden
ilaç parasına kadar bütün ihtiyaçları için gerekli parayı toprağı kazmayla,
belle, karasabanla, pullukla işleyerek, bir şeyler üretip, bunları satarak
karşılamak zorundadır.
Bunu, dün,
yapabiliyor muydu? Hayır. İşte bu nedenle Alaçamlılar buğdaydan mısıra,
fasulyeden nohuta kadar bütün tarım ürünlerini sadece kendi ihtiyaçlarını
karşılamak amacıyla üretir. Zaten fazlasını üretmek istese bile, nasıl üretecek,
kime, nasıl satacak? Bu ürünlerin hiç
birinden –özellikle tütün ekimi kısıtlandıktan sonra-ilçeye beş kuruş para
girmez.
Bunun
böyle olduğu oturulan evden, kullanılan teknoloji ve satın alınan hizmetten
bellidir. Alaçam’ın dağ köylerinde kaç tane özel araba–ova köylerinde belki her
köyde bir iki tane olabilir-, kaç tane çamaşır makinesi (bulaşık makinesi demiyorum) kaç tane
bilgisayar vardır? Kaç evde aile fertleri aynı odada yatmıyor? Kaç evin altında
ahır yok? Kaç evin banyosu ayrı veya kaç evde içme suyu var? Ya da buralarda
yaşayan kaç çocuk maddi imkanlar elvermediği için eğitimin sürdürememektedir?
Bunları biliyor muyuz?
Bunlardan
hangisi “Alaçamlıların hakkı değildir!” denilebilir?
Bu kadar
değil! Esnafın ne çektiğini biliyor muyuz? Esnaf, köylüden farklı mı? Hayır.
Esnaf malını kime satacak? Bu durumda
köylüye bir satması mümkün mü? Böyle olunca siftah yapmadan kepenk kapanması
kadar normal ne olabilir? Alaçam’ın içinde en yaygın işyerinin kahvehane
olduğunu ve bu kahvehanelerin her gün tıklım tıklım dolu olduğunu bilmeyen var
mı?
Önceden
Alaçam’da düğünler iğne atımına (Tütünlerin kırılıp, dizilmesi sonrası), büyük
alışverişler (ev, araba, tarla alımı) sonrası yapılacak ödemeler, tütün
satışına denk getirilirdi. Şimdilerde bütün gözler ilçede görevli 1000 kadar memurla,
bir o kadar emeklinin alacağı maaşta. Memur da emekli de maaşı bekliyor,
esnafta da! Yani devlet bin kadar memura maaş ödeyecek, o memur maaşıyla da
Alaçam ekonomisi dönecek!
Bu
güne kadar zaman zaman Alaçam’daki dost ve arkadaşlarımı arayıp “Alaçam’da ne
var ne yok ?”diye sorduğumda “Ne olsun be………..’im Alaçam bitti, tükendi!,
Alaçam’da kimse kalmadı!” cevabı aldığımda gerçekten kahroluyordum.
Ve şimdi
anlıyorum ki bu seçim sonuçlarıyla Alaçamlılara yine, günlük 15-20 lira yevmiye
ile –tabii (ONU DA BULABİLİRSE) sigortasız-çalışmak üzere gurbet görünüyor.
Tabii, çocuklar babalarına hasret, babalar inşaatlardaki barakalara, bekar
odalarına mahkum!
BİR SEÇİM DEĞERLENDİRMESİ DE BENDEN!
BİR SEÇİM
DEĞERLENDİRMESİ DE BENDEN!
İşte
yaza, tatile, kavurucu sıcağa rağmen %85 oranında katılımla Milletvekili seçimi yapıldı! Seçim, belirlenen
tarihte, olaysızca, büyük bir olgunlukla gerçekleşti. Hiçte bazılarının –gerek olay
çıkması yönünden ve gerekse sonuç bakımından- korktuğu gibi olmadı.
Sandıkların
açıldığı andan itibaren herkes kendisine göre bir değerlendirme yapmaktadır.
Genel
kanaat AKP’nin kesin, tartışmasız başarılı
olduğu yönündedir. %46.6 oyla 340 milletvekili çıkartarak başarısını ispatlamıştır.. Yine bu seçimin
kesin olmayan sonuçlarına göre CHP %20.8 oyla 112 milletvekili çıkartırken, MHP
14.3 oyla 71 milletvekili çıkartmıştır. Ayrıca 27 bağımsız milletvekili de
meclise girmiştir.
Seçim
sonucunda gerek seçimi kazananlar “bize oy veren veya vermeyen herkese teşekkür
ederim!” diyerek olgunluk gösterirken, (“Bu sonuçlar halkın
muhtırasıdır !” diyen hariç.) kaybedenler veya kaybettiği düşünülenler
“Halk bize muhalefet görevi vermiştir, görevimizi en iyi şekilde yapmaya
çalışacağız”! diyerek bu sonuçlara saygılarını göstermektedirler.
Demokrasilerde
seçilenler yaptıkları veya yapamadıkları her türlü iş ve işlemlerin hesabını
kendilerini seçenlere verirler.
Buraya
kadar her şey tamam! Bunu anladık! Ama yine de kafama takılan soruyu sormadan
edemeyeceğim.
Şimdi bu sonuçlara göre, seçim
kampanyası döneminde muhaliflerinin belirttiği bir sürü hizmeti yapmayan veya yapamayan,
iktidar partisi millete bunun hesabını doğru ve gereği gibi verdi mi? Yani AKP
vatandaşa, ben, “AB politikalarının gereği gibi yürütüyorum, Kıbrıs’ta ülke
menfaatlerine uygun politika izliyorum, işçi, köylü, memur, emekli. dul ve yetimin hayat standartını yükselttim, yolsuzluk
ve yoksuzlukla mücadeleyi gereği gibi yürütüyorum vs.” dedi, vatandaş da kendisine
bu yaptıkların “doğru, seçim slagonununuzda
dediğiniz gibi yola devam(!) edin!” mi dedi?
Bunun için mi oylarını %12.2 artırdı? (3 Kasım 2002’de %34.4 oyla 364 milletvekili,
22 Temmuz 2007’de %46.6 oyla 340
milletvekili çıkarmasındaki çarpıklığı dikkatinize sunarım)
Başta
iktidar partisi olmak üzere, toplumdaki bütün özel ve tüzel kişiler bu soruya
elini vicdanına koyarak cevap verme zorunluluğu vardır.
Bu
soruların cevabı bana göre kesinlikle “HAYIR”
dır. Beni seçim sonuçları doğrulamaktadır.
2002
seçimlerinde DYP %9.5, ANAP % 5.1 Genç Parti %7.2 alırken bu seçimlerde DP % 5.4 Genç Parti %3
oy almış, Anap seçime bile katılmamış veya katılamamıştır. Bu 3 partinin aldığı
iki seçim arasındaki oy farkı %13.4 dür. (AKP’nin oldığı oy farkı
%12.2 dir.)
Buradan
şu çıkmaktadır. ANAP’la DP ‘nin
birleşmesini sağlayamayanlar, servetleri ve dolayısıyla kendi üzerindeki şaibeleri
kaldırmadan siyasete soyunanlar, sağ
seçmene “Kırk katır mı, Kırk satır mı?”
diye sormuşlar, millette “Kırk satıra ” razı olmuş, oyunu götürüp AKP’ ye
vermiştir.
Muhalefet liderlerinin seçim kampanyası
sırasında meydan meydan dolaşarak AKP hakkında ortaya attıkları iddialarla -doğruysa- ilgili bu yaptıklarının veya yapmadıklarının -tabii
en önemlisi-bundan sonra yapacaklarının, sorumluluğu AKP kadar, ANAP ve DP’nin birleşmesini sağlayamayanlarla,
yıllar yılı sağ seçmen sayesinde siyaset yaparken, birden bire başka denizlere
açılan Sn İlhan Kesici (Yine de tebrikler), Sayın
Lütfullah Kayalar, Sayın Edip Seffet Gaydalı (Seçildiniz mi beyler?), Sayın Yaşar Okuyan (Umarım sözünde durur,
siyaseti tamamen bırakırsın!)’na, sağ partilerle bir dargın, bir barışık olan
Sayın Mehmet Ali Bayar’a ve her ne sebepten olursa olsun, seçime çeyrek kala,
Sayın Mehmet Ağar’ı yalnız bırakan Sayın Sinan Aygün’e (Hatta
kendisine bir parti bulamayan Sn Hulki Cevizoğlu’na) ait olacaktır.
Bu
seçimlerde, oyunu 2002 seçimlerine göre ikiye katlayan MHP’nin başarısının AKP’nin %46.6 lık başarısı gölgesinde
kalmasının nedeni de maalesef merkez sağı çökerten bu kişilerdir.
Bu
noktadan sonra, söylenecek söz kalmamıştır. Söylense söylense ancak “Geçmiş
olsun Beyler !” denilebilir.
OY VERİRKEN NELERE DİKKAT EDECEĞİM?
Milletvekili seçimlerine oldukça kısa bir zaman
kaldı. Başta iktidar partisi olmak üzere, bütün partiler seçmeni etkileyerek
oyunu almak adına ellerinden gelini yapmaktadırlar.
Bu zamana kadar bir çok seçimde oy kullandım. Her
defasında oyumu kılı kırk yararak kullanmışımdır. Bütün seçimler önemliydi.
Ancak bana göre bu seçim çok daha fazla önem taşımaktadır.
Bu nedenle bu seçimlerde “Oy verirken nelere dikkat
edeceğim”i, kime oy vereceğimi, kime oy vermeyeceğimi sizlerle paylaşmak
istiyorum.
Bu seçimlerde oy verirken şunlara dikkat edeceğim.
1) Bilinçli
bir yurttaş olarak oyumu mutlaka kullanacak, “Ben şu, şu nedenlerden dolayı oy
kullanmayacağım” diyenlerin gerçekte “benim bu işlere aklım ermez, ben en
yakınımdakilerin (oy kullananların) dediğini (seçtiklerini) kabul ediyorum!”
şeklinde anlaşılmaları gerektiğine inanarak oyumu kullanacağım.
2)
Kullanılmamış
“bir oy”un sandığa yansıması “bir oy” olduğu halde, doğru tercihle kullanılan
“bir oy”un sandığa yansımasının iki oy olduğunu bilerek oy kullanacağım.
3) Manavdan
meyve, acenteden araba alırken gösterdiği hassasiyeti ülkeyi idare edecek
kişileri seçerken göstermeyenlerin ileride yapılan veya yapılmayan işlerden
(Ülkeyle ilgili her türlü işten) dolayı söz söyleme hakkının olmayacağına
–hatta olmaması gerektiğine – inanarak oyumu kullanacağım.
Söz buraya gelmişken, şu an bazılarınızın kime oy
vereceksin dediklerini duyar gibi oluyorum. Biliyorsunuz bizim seçim sistemimiz
de “gizli oy, açık tasnif” esastır. Bu nedenle oyumu kime vereceğimi
söyleyemeyeceğim ama kime, neden oy vermeyeceğimi sizlerin şahsında, onlara (!)
ve bütün dünyaya ilan etmek istiyorum.
1) Ülkemin
“TÜRK YURDU” olduğunu unutup, “BÖLÜNMEZ BÜTÜNLÜĞÜNÜ” göz ardı ederek,
kendilerine Barzani’yle, bebek katilini lider seçen, etnik bölücülere ve
bunların hamilerine oy vermeyeceğim.
2)
Ülkemin
insanını her yerde ve her fırsatta aşağılayan, hor gören, onlarla alay etmeyi
marifet sayan, marazi üslup sahiplerine
oy vermeyeceğim.
3) Ülkemin
insanının büyükçe bir kısmına “Balık tutmayı öğreterek” geçimini, geleceğini
sağlamasını yerine “balık (makarna,
bulgur, kömür paketleri) vererek”, sadaka bekleyen aciz insanlar topluluğu
haline getirmeyi sosyal belediyecilik olduğunu sananlara oy vermeyeceğim.
4)
Dört buçuk yıl
350 den fazla millet vekiliyle iktidarda yan gelip yatıp, -özellikle-siyasi
partiler kanunu ve seçim kanununda
gerekli değişiklikleri yapmayanlara oy vermeyeceğim.
5) Yabancı
bir ülke temsilcilerine, “…… delikten aşağı süpürmeyin, kullanın!” diyebilen
danışmanlara (!) ve bunları –her ne hikmetse – hala danışman olarak tutan,
mevki ve makam sahiplerine oy vermeyeceğim.
6)
Seçim
meydanlarında rakiplerinin yuhalanması için, her türlü tahriki yaptıktan sonra,
“yuhalamayın, yuhalamayın ” diyebilen iki yüzlülere oy vermeyeceğim.
7) Sabahtan
akşama ideoloji, cephe, parti değiştiren fırıldaklara, şan, şöhret, makam,
mevki ve bakanlık uğruna “tuvalete gidiyorum” (Bu sözle bile Meclis’in manevi
şahsına hakaret etmiştir. “Gittiği yer beyan ettiği gibi tuvalet değil, yüce
Meclis’tir.”) diyerek, Meclise gelip, oturuma katılan şaklabanlara oy
vermeyeceğim.
8)“Washington talimatlarıyla, AB talimatlarıyla,
IMF talimatlarıyla bu ülkede hiçbir şey yapılamaz”ı taa 1995 te tesbit ettikleri halde, ülkeyi
hala bu talimatlarla idare etmek isteyenlere oy vermeyeceğim.
9) Bu gün ak
dediğine bir gün sonra kara diyen, tutarsız, verdiği sözü tutmayan,
eleştirilere tahammül edemeyen sözde(!) siyasilere oy vermeyeceğim.
10) Devlet
imkanlarını millet yerine sadece ve sadece yandaşlarıyla paylaşanlara, toplumda
“Ali Dibo”lar yaratıp, “yolsuzluk ve yoksullukla mücadele ediyoruz!” diyebilen
yüzsüzlere oy vermeyeceğim.
Bunlar böylece biline!
ALAÇAM VE ALAÇAMLILAR İÇİN NELER YAPILABİLİR?
ALAÇAM VE ALAÇAMLILAR İÇİN NELER YAPILABİLİR?
Bu gün ülkemizdeki herkes 22 Temmuz’da yapılacak seçimlerde 4-5 partinin Meclise gireceğine kesin gözüyle bakmaktadır.
İşin doğrusunu isterseniz bu konuda ben de aynı kanaati taşımaktayım. Bu nedenle Alaçam dışında yaşayan bir Alaçamlı olarak MHP, CHP, DP ve AKP milletvekili adaylarına –Geleceğin milletvekillerine- Alaçam’ı ve Alaçamlıları tanıtmak istiyorum ama önce gençlik yıllarıma ait bir anımı anlatmak istiyorum.
“1970 yılı haziran döneminde Öğretmen Okulundan mezun olmuş, Alaçam’ın merkeze uzakça bir köy okuluna öğretmen olarak atanmıştım. Ağustos ayında bir Çarşamba günü (Ki o gün Alaçam’ın pazarıdır.) bir (Parkın karşısında Almanyalıların kahvesinde) kahvede otururken içeriye biri geldi. “…. Partisi Samsun milletvekili İ.K gelmiş çarşıya doğru geliyor,” dedi. O güne kadar hiç milletvekili görmemiş (O zamanlar televizyon da yoktu.)19 yaşında bir genç olarak hemen caddeye çıktım. Cadde oldukça kalabalıktı. Cadde boyunca yürüdüm, Fırıncı Asım’ın (O zamanlar öyle ad takılmıştı.) fırınının yanına gittiğimde 50-60 saçları kırlaşmış, şişmanca bir adamı iki üç köylüyle konuşurken gördüm. Bir iki kişi de bunları bir iki metre geriden seyrediyordu. Bu, konuşanları uzaktan seyredenlerden birine “Milletvekili İ.K. bu mu?” diye sordum. O da “Evet” dedi.
O zaman milletvekili İ.K. ye bir baktım o Ağustos sıcağında ayağında lastik çizme, üzerinde kalın kumaştan yapılmış (kıl kumaş) külot pantolon, üzerinde bir yelek, kolunda da deri bir kaban (gocuk) vardı.
Tam bu sırada İ.K. nin yanına bir köylü yaklaştı. “Beyim, ben ………… köyü muhtarıyım. Bizim köyün öğretmeninin taini çıktı ve gitti. Ne olursun bizim köye bir öğretmen yolla” dedi. İ.K. clindeki deftere Muhtarın ve köyünün adını yazdı. Sonra Muhtara “En geç Ekim başına kadar köyüne öğretmen göndereceğim, merak etme dedi. ”
Ekim başlarında ……….. köyüne arkadaşım M.D öğretmen olarak atandı. Ancak bu atanmada milletvekili İ.K. hiçbir fonksiyonu yoktu. Çünkü Öğretmen Okullarının yaz mezunlarının ataması sırasında, atama yapılmayan öğretmensiz köylere güz dönemi (Eylül) mezunlarından atama yapılırken ………… köyüne de M.D öğretmen olarak atanmıştı.”
Yani bu devletin her yıl yaptığı sıradan bir işti. Ancak Muhtara göre köye öğretmeni milletvekili İ.K. göndermişti.
Sayın MHP, CHP, DP ve AKP milletvekili adayları OSMAN ÇAKIR, MUSTAFA YİĞİT, HASAN ASLAN, AHMET HALUK KOÇ, SUAT BİNİCİ, HAYATİ SOYLU , SUNA ŞÜKRAN VİDİNLİ, CEMAL ALİŞAN, SEFER PEKER, MUSTAFA DEMİR, CEMAL YILMAZ DEMİR, SUAT KILIÇ, işte Alaçamlı bu! Bu Alaçamlı bu güne kadar sadece ve sadece devletin olağan hizmetini almış, bununla da –nedense-yetinmiştir.Bu güne kadar seçim öncesi havaalanı yapımından, kereste fabrikasına, seramik fabrikasından cam fabrikasına kadar bir çok vaat yapılmış, ancak hiçbiri gerçekleştirilmemiştir.Bunlar gerçekleşmediği gibi Tekel işletmesi kaldırılmış, tütün ekimi iyice kısıtlanmış, Alaçam ekonomisi 900-1000 tane devlet memurunun alacağı maaşa bırakılmıştır.
Dağ köylerinde yaşayan tahmini 15-17 bin Alaçam köylüsü çok daha zor durumdadır.Başta Alaçamlı, Sayın Hasan Aslan olmak üzere bütün vekil adaylarının (En azında MHP, CHP, DP ve AKP’nin ilk 3 sırasında yer alan) Aşağı ve Yukarı Koçlu, Pelitbükü, Bahşioymağı, Şirinköy, Köseköy,Yoğunpelit, Vicikler, Umutlu, Terskırık, Kulukdemirci Gülyaka vb köylerine –klimalı arabalarıyla da olsa- giderek vekaletini istediği nerede, nasıl yaşadıklarını bir görün bakalım!
Görün ki, -özellikle iktidar partisi milletvekili adayları - gerçekten buralarda yaşayan vatandaşlarımızın milli gelirden 5600 dolar pay alıp almadıklarını anlayasınız.
Bütün bunlara rağmen Alaçam ve Alaçamlılar için
yapılacak çok şey vardır. Öncelikle başta –bu gün – milletvekili adayları,
-yarın- milletvekilleri olmak üzere toplumun önde gelenleri Alaçam’ın ve Alaçamlıların
bu kötü talihini yok etmeye kararlı olmaları gerekir. Bu kararlılığa
varıldıktan sonra :
- Samsun
ili 16 Ekim 1997 tarih ve 97/88 sayılı kararı ile Kalkınmada Birinci
Derecede Öncelikli Yöreler kapsamına alınmıştır. Milletvekilleri-parti
gözetmeksizin- merkezi ve mahalli idarece Samsun’un Kalkınmada Birinci Derecede Öncelikli
Yöresi olarak Alaçam’ı kabul ettirmeleri,
- Milletvekillerinin
öncülüğünde/rehberliğinde bir üretim ve pazarlama kurumu (kooperatif,
şirket) kurularak Göçkün, Toplu, Habilli, Yenice, Soğukçam, Etyemez gibi
köylerle, Uluçay’la Yenice çayı vadisinde kurulu köylerde (Taşkelik,
Aşağıkoçlu vb.) kısa vadede sebzecilik, uzun vadede meyvecilik teşvik
edilmeli, (Alaçam’da üretilecek sebzeler büyük şehirlere
pazarlanabilmeli.)
- Dağ
köylerinde hayvancılık teşvik edilerek süt ve süt ürünlerinin
pazarlanmasıyla yöre insanının gelir düzeyi yükseltilmelidir.
İşte
bunları veya bunlara benzer şeyler yapanlar, yapabilenler gelecek seçimlerde
Alaçam’dan ve Alaçamlılardan göğüslerini gere gere oy isteyebileceklerdir.
NOT: 18.07.2007 tarihinde yazacağım yazımda “Oy Verirken
Nelere Dikkate Edeceğim?” i sizlerle paylaşacağım.
MİLLETVEKİLİ SEÇİMLERİ VE ALAÇAM
Evet, seçime şunun şurasında bir ay gibi kısa bir süre
kaldı, Alaçam dışında yaşayan bir Alaçamlı olarak internet sitelerinden de olsa,
seçim öncesi milletvekili adaylarının Alaçam’a geldiklerini, parti
teşkilatlarını ziyaret ettiklerini ve halkla bire bir görüşme yaptıklarını,
okuyor ve takip ediyoruz.
Bu seçimler bütün ülkemizde olduğu gibi Alaçam’ımız
için de çok önemli.
Alaçam’a şöyle bir bakalım. Alaçam’da belediye
sınırları içersinde yaşayan nüfus 11-12
bin, köylerde yaşayan 24-27 bin kişi . Bu toplam 36-37 bin kişiden –yaklaşık-
1100-1200 kişi devlet memuru ve işçi. Geriye kalan 25 bin kişi geçimini ne ile
sağlıyor dersiniz. TARIM VE HAYVANCILIKLA.!
Bu ne demek
bilir misiniz? –Ki ben ve benim gibi bütün Alaçamlılar bunu biliriz- Yani beslediği
20-30 baş koyun ve keçiden, 1-2 ineğinden (yerli ırk) aldığı birkaç litre
sütten ve toprağa attığı tohumdan elde ettiği ürünü satacak, bunun geliriyle
çocuklarının eğitimini temin edecek, üst başlarını alacak, sağlık giderlerini
karşılayacak, beslenecek, kısaca hayatını idame ettirecek.
Peki, Alaçam’da bu günkü şartlarda çiftçilikle geçimi
sağlamak mümkün mü? Kesinlikle hayır!
Zaten “tütün ve buna bağlı işletmeciliği” kaldırdıktan sonra neyi kaldı
Alaçam’ın? Her yerin bir seçkin ürünü vardır. Alaçam’da alternatif bir ürün
geliştirmeden nasıl olur da tütünü ekilemez hale getirirsiniz Bana söyleyebilir
misiniz Alaçam’da 210 km2 lik ekilebilir tarım arazisinde, Alaçamlı ne ekip
biçecek de mutlu ve müreffeh bir hayat sürecek.
Yukarıda bu seçimler çok önemli demiştim. Şimdi sıkı
durun. Felaket tellalcılığı yapmak istemiyorum ama bu bile Alaçam ve
Alaçamlıların iyi günleri. Çünkü aç bilaç da 25 bin Alaçam köylüsü/çiftçisi
doğduğu topraklarda ömrünü tamamlamaya çalışıyor. Oysa AKP iktidarının 4,5 yıl
peşinde koştuğu AB rüyası gerçekleşirse –mümkün olmadığını kendileri de çok iyi
biliyor ama- tarım nüfusu %10 lara inecek. Bu ne demek? Bu Alaçam’da yaşayan
25.000 kişiden sadece 2500 kişisi Alaçam’daki 210 km2 ekilebilir tarım toprağını
işleyecek, geri kalan 22500 kişi (Belediye sınırları içersinde yaşayan kişiler
bu hesaba dahil edilmemiştir.) büyük şehirlerin varoşlarına yamanacak,
demektir.
Bunları söylerken Türkiye’nin AB’ye girmesine karşı
olduğum anlamı çıkartılmasın. Ben sadece Alaçam’a ve Alaçamlılara olacaklara
dikkat çekmek istiyorum.
İşte bu şartlar altında Alaçam’a gelecek –gelmiş- olan
AKP milletvekili adaylarının Alaçamlılardan hangi yüzle oy isteyeceklerini çok
merak ediyorum. Ne acıdır ki bu iktidarın dört buçuk yıl boyunca Alaçam’a hiçbir faydası olmamıştır. Alaçam
ve Alaçamlılar bunu unutmayacaktır.
Esat Kabaklı “Bil Oğlum” adlı türküsünde şöyle diyor.
………….
Çabuk
büyü çabuk yetiş tez oğlum
Hain gezen şu dağlarda gez oğlum
Vatanına
göz dikeni ez oğlum,
Dostun
kim? Düşmanın kim? Sez oğlum
Sen
bunları(*) bir kenara yaz oğlum, yaz oğlum
* (Yıllardır Alaçam’a bir çivi çakmayanlar!)
MAĞDUR VE “MAĞDURLUK” ÜZERİNE
Bu seçim süreci başladı başlayalı
AKP’liler “Mağdur”u (Mağdur=Haksızlığa
uğramış.)oynamaya başladığı andan itibaren ülkede olan her türlü olayı, AKP ve
AKP’liler bunu Mağdur”iyet sebebi saymaya başladılar. Bu mağduriyetin her an,
bir yeni türü ile karşılaşmak Türk insanı için sıradan bir olaydır.Yeter ki
öyle veya böyle bir şey olsun..
Bu
mağduriyet konusunda en son olaylardan birini Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül `Koca insanlar kızımın en mutlu gününü zehir etmek için
kendilerine görev arzetmişler` diyerek ortaya koymuştur.
Bilmeyenler veya
ilgilenmeyenler için olayı hatırlatalım.
Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül’ün kızı türbanının üzerine peruk takarak Bilkent
Üniversitesine devam eder ve üniversiteyi bitirir. Üniversite hayatı boyunca
türban üzerine peruk takarak üniversiteye gitmesine rağmen diploma töreni
yapılacağı gün üniversiteye türbanla gider. Diplomasını babasının (Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül’ün ) elinden alır. Ancak daha sonra YÖK
bu törenle ilgili soruşturma başlatır.
İşte bu andan itibaren
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Abdullah Gül’ün mağduriyeti (!) başlar.
Bir televizyonu’nda yayımlanan programına katılan Abdullah Gül Bilkent
Üniversitesinde kızı Kübra Gül `ün mezuniyet töreniyle ilgili YÖK`ün soruşturma
başlattığının hatırlatılması üzerine Gül, şöyle konuştu: `Buradaki
hoşgörüsüzlüğü gösteriyorlar sadece. Yaptıkları şey bu. Dünyanın hiçbir yerinde
böyle bir manzara yoktur. Koca koca insanlar bunu yapıyorlar. Ben onlar adına
üzüldüm. Üstelik üniversitenin açık bir amfisinde, dışarıda yapılmış bir şey.
Bir genç kızın en mutlu olacağı günü bile bu şekilde zehir etmeyi kendilerine
görev arz etmişler. Hoşgörüsüzlükten başka bir şey değil`.
Şimdi Sayın Abdullah Gül’e –cevaplanmayacaklarını
bile bile- şunları sormak istiyorum
1. Kızınızın diplomasını aldığı o en mutlu gününde bir
şey olmadığı ve o günden birkaç gün sonra YÖK tarafından soruşturma açılmasına
(Ki bu soruşturma kızınızla ilgili değildir) rağmen sizi “Kızınızın o en mutlu
gününün zehir olduğu” düşüncesine götüren nedir?
2. Kızınızın diploma törenine, Üniversite hayatı boyunca
gittiği –yasal- kıyafetle gitmesi gerekmiyor muydu?
3. Sizin kızınızdan başkası aynı şekilde diploma törenine
gelse, törene katılabilir miydi?
4. Kişiler, mutlu
oldukları günlerde devletin kanunlarını çiğneyebilirler mi? (Diploma törenine mayo
ile veya türbanla gidebilir mi? Ya da
düğün sırasında gelin arabası kırmızı ışıkta geçebilir mi? Düğünde damat –sağa,
sola- ateş edebilir mi? Vs.)
Bütün bunlardan benim anladığım tek şey siz “Mağdur”
değilsiniz, ama sizin bu ben iktidarım, -kanuna rağmen- istediğimi yaparım
havasında olmanız sonucu bazılarının “Mağdur” olacaklarını sanıyorum.
İLK YAZI
Sevgili Dostlar,
Bir Alaçamlı dostumun davetine icabet ederek yeni kurduğu www.unialacam.com sitesinde –şimdilik- on günde bir yazı yazmaya karar verdim. Burada yazdığım yazıları sizlerle paylaşmak için, yazdığım yazıları, aynı gün burada da yayınlayacağım. Böylece bir yandan www.unialacam.com sitesinde yazdıklarımdan sizleri haberdar ederken, diğer yandan beni www.ahtuna.blogcu.com takip eden dostlarla www.unialacam.com sitesi arasında bir köprü kurulmuş olacaktır.
www.unialacam.com sitesinde yayınlanan “İLK YAZI” başlıklı ilk yazım aşağıdadır.
İLK YAZI
Bu yazı www.unialacam.com sitesinde yayınlanan ilkyazım. Site kururcusu tarafından aldığım nazik teklifi değerlendirdikten sonra –şimdilik- on günde bir, özelde ALAÇAM’da, genelde ise yurtta ve dünyada meydana gelen olaylara “BENİM PENCEREMDEN” bakmaya karar verdim.
Bu olaylara “BENİM PENCREMDEN” bakarken öncelikli amacım Etyemez’den Akgüney’e, Doyran’dan Yoğunpelit’e, Killik’ten Yukarı Isırganlı’ya kadar bütün ALAÇAM’ın ve ALAÇAMLILAR’ın daha iyi, daha mutlu ve daha huzurlu yaşayabilmelerine katkıda bulunmaktır. Özellikle -Alaçam dışında yaşayan- bir Alaçamlı olarak, bu benim Alaçam’a ve Alaçamlılara karşı hem görevim, hem sorumluluğum olduğu bilincideyim. Bunun için –özellikle ve öncelikle – burada yazmaya karar verdim.
Burada yazarak kendi bencil duygularımı tatmin etmek amacıyla yazmadığımın altını çizmek istiyorum. Ben kendime has duygu ve düşüncelerimi mütevazı bir sitede zaten eş ve dostlarla paylaşıyorum. Yani burada yazmak bana özel bir maddi ve manevi bir sağlamamaktadır. İşin doğrusu böyle bir şeye ne ihtiyacım var, ne de böyle bir beklentim var.
Bir kaç cümle de Site ile ilgili olarak söylemek istiyorum. Sitenin kuruluş amacı: Alaçam’ın ve Alaçamlıların seslerine yeni bir ses katarak daha gür çıkmasını, böylece Alaçam’ın ve Alaçamlıların seslerinin daha uzaklara– hatta sağır sultana kadar- ulaşmasını sağlamaktır.
Böyle bir amaca hizmet etmek için bu siteyi –tabii benzerlerini de- kuranları yürekten kutluyorum. Görüleceği üzere bu amaç gerçekten önemli, gerçekten yüce bir amaçtır. Tabii başta Site Kurcusu bu genç dostum olmak üzere hepsi, bu amaca giden yolun nasıl bir yol olduğunu biliyorlar.
Bu gençlere –şahsen tanımasam bile- övgüler gönderiyor, bunları yetiştiren ana, babalarını ve öğretmenlerin tebrik ediyorum.
Daha yirminci yüz yılın sonlarında Alaçam’dan yüksek eğitime gidenlerin sayısı belliyken, bu gün toplumsal hayatın her alanında çalışıyor olmaları hepimiz için kıvanç kaynağıdır.
Hani şu Mülkiye Marşı’mızın dediği gibi :
“Ey Vatan gözyaşların dinsin, yetiştik çünkü biz!”
ZAMAN BENİ HAKLI ÇIKARDI
25.5.2007 tarihinde bu blogda yazdığım “BUNLAR VETO EDİLMELİ” başlıkılı yazımda milletvekilliği seçimi için müracaat eden bazı aday adaylarının partilerince ya reddedilmelerinin ya da seçilemeyecek sıra ve yerden aday gösterilmeleri gerektiğini yazmıştım.
O yazımda :”…İlhan Kesici’nin, Yaşar Okuyan’ın ve İsmail Amasyalı’nın CHP’nden, Ertuğrul Günay’in AKP’den, AKP milletvekili Sayın Mehmet Dülger’in eşi, Sayın Doçent Doktor İlhan Dülger’in Demokrat Parti’den aday adayı olduğunu bütün ülkem insanıyla birlikte öğrendim. Bu bana oldukça tuhaf geldi.
……………..
“Şimdi seçimlerde İlhan Kesici, Yaşar Okuyan ve İsmail Amasyalı eş dost ve arkadaşlarına ne diyerek oy isteyecekler?
…………
“Bu yazdıklarım Sayın Ertuğrul Günay için de aynen geçerlidir.”
“Bu aday adaylıklarında esas gariplik AKP millet vekili ve Sayın Mehmet Dülger’in eşi, Sayın Doçent Doktor İlhan Dülger’in Demokrat Parti’den aday adayı olmasıdır? …….
AKP’nin politikaları doğruysa, Sayın Doçent Doktor İlhan Dülger neden AKP’den aday olmaz, hayır AKP’nin politikaları doğru değilse neden eşi hala AKP’de politika yapmaktadır?
“Sayın Dülgerler bu sorulara cevap vermek zorundadırlar?
İş bu noktaya geldiğine göre CHP, AKP ve DP yönetiminin yapacağı iki şey var:
Ya bunları (Mehmet Dülger de dahil) seçilemeyecekleri yer ve sıradan aday gösterecekler ya da adaylıklarını reddedecekler.
Sonuç ne mi oldu? Sayın İlhan Kesici, CHP, Sayın Ertuğrul Günay AKP tarafından liste başında aday gösterildi. (Partilerine ne kadar uyum sağlayacaklarını, ne kadar yararlı olacaklarını hep birlikte göreceğiz?)
Sayın Yaşar Okuyan CHP’ye iltihak etti. Milletvekili adayı olmadı.(Sayın Okuyan CHP’ye iltihak ettiğini açıklarken benim de çok sevdiğim bir sözü söyledi. “Söz konusu vatansa gerisi teferruattır!” Bunu duyduğumda Sayın Okuyan’a şöyle bir şey sormak istedim. “Acaba 30 yıldır siyasi yelpazede sağdan sola, soldan sağa savrulurken “söz konusu” başka bir şey miydi?”)
Sayın İsmail Amasyalı, ile Sayın Mehmet Dülger ve eşi Sayın Doçent Doktor İlhan Dülger aday gösterilmediler!